DİLEK BİRDİNÇ KUTZLİ

 

______________________________________________________________________________________________________________________________

 

Beuys, butun insan aktivitelerinin sanatsal tarafının sistematik yayılmasını ve
bununla sanat ile yasantı arasındaki koprunun kurulmasını amaclar. Beuys’a gore her insan sanatcıdır, her insan sanat yapma potansiyeline sahiptir. O’na gore sanat bir anlamda belli bir stilde (estetik) doğru (etik) ve durust (paresia) eylemektir, soylemektir. Mutlaka estetize edilmis bir sunus, varolus olması gerekmez. Hatta estetik bir sanat yapıtı istemediğini acıkca belirtir.

Ama her seyden once bilme yolunda insanın hayatını, kendi hayatını yapmasıdır, bicimlendirmesidir. Beuys’un sanatsal bakıs acısını “sosyal heykel” kavramı ozetler. “Sosyal heykel” yasadığımız dunyayı nasıl bicimlendirdiğimiz ve sekillendirdiğimizdir. İnsanın ve/veya bir insan edimi olarak sanatın dunyayı yeniden bicimlendirebilen bir islevi olmalıdır. Bu cercevede her insan sanatcı ve her dusunce plastik bir anlama sahiptir,
cunku değisim dusuncede baslar: “İnsan dusuncesiyle, duyarlılığıyla, istemiyle -heykeldir.” Kendini kuran kendini yapan bir heykel. Dusunerek yarasını bulur, duyarak bu yarasını kavrayıp iyilestirmeye calısır, istemiyle de tarihi perspektif icine alır.

Sanat yalnızca gorsel olan değildir. Sanatın potansiyel olarak varlığını duyarak da kavrayabilir, seylere bu yolla bicim vererek de onlara hayat verebiliriz. Bu goruse Beuys’un Kassel’de 100 gun boyunca sanat, yasam, toplum, ozgurluk uzerine yaptığı konusmalar ornek gosterilebilir. Cunku insanın sesi, hem mekana bicim verir hem de diğer insanları etkiler, değistirir. O halde “ses, gorunmez bir heykeldir”, plastiktir.

Beuys’un sanatının temel malzemesi kendi yasamıdır. II. Dunya Savası
sırasında Kırım’da ucağının dusmesinden sonra yasadıkları onun hem sanatsal anlayısında, hem de eylemlerinde kullandığı nesnelerin seciminde buyuk oneme sahiptir. İc yağ, kece ve bakır sanatının uc ana nesnesidir.

Sanatın onu ancak insanla bir diyaloğa olanak vermesi bakımından
ilgilendirdiğini soyleyen sanatcının kendisi bir iletisim nesnesi, bir vericidir. Diğer insanlar ise birer alıcı. Beuys bir enerji ileticisi, sanat bir enerji, insanlar birer alıcı. Bu nedenle toplumun bedeniyle ilgilenir . Urettikleriyle baskalarına iletmeyi amacladığı mesajları vardır ve bilgi aktarımının kokenini maddelerden değil, kendisinden ve dusuncesinden geldiğini savunur. Amerika’yı Seviyorum, Amerika’da Beni (I like America and America likes me) (1974) adlı eylemi mevcut hukumet sistemini elestirdiği, “Supurme” adlı eylemi ise toplumla diyalog kurmayı amacladığı calısmaların ornekleridir.

Amerika’yı Seviyorum, Amerika da Beni adlı eylem, onu Amerika’ya getiren
ucağın ulkeye girdiği andan itibaren, sanatcının gozlerini kapatmasıyla basladı. Havaalanından keceye sarılı bir sekilde eylemin geriye kalan kısmının gercekleseceği galeriye getirildi. Seyircilerden yalıtılmıs bir kafesin icinde, once keceye sarılmıs bir sekilde, daha sonrada uzerindeki keceyi tamamen bir kenara bırakarak, eyleminin en onemli aracı olan vahsi bir kurtla bes gun boyunca birbirlerine zarar vermeden nasıl yasanabileceğini kanıtladı. Beuys’un bu eylemi, Amerikan hukumetinin yanlıs politikalarına karsı bir elestiriydi ve kurt gercek Amerika’ydı sanatcının gozunde
Joseph Beuys, I like America and America likes me
(Amerika’yı seviyorum, Amerika da Beni), 1974

1972 de Batı Berlin’deki Karl Marx Meydanı’ndaki 1 Mayıs gosterileri
sırasında gerceklestirdiği Supurme adlı eyleminde Beuys, sonuna kadar mitingi izlemis, sonrada iki oğrencisiyle birlikte kalabalıktan arta kalan bildiri ve diğer artıkları supurerek torbalara doldurmuslar, daha sonra bu artıkları galeri mekanına tasıyarak yığmıslar ve supurgeyi de yanına koymuslardır. Beuys’a gore bu eylemin simgesel bir anlamı vardı. Ozgurluk herkesin hakkıydı ama ozgurluk pesinde kosarken herhangi bir partinin kolesi olmamaya dikkat etmek gerekirdi. Kısacası, bu eylem hem fiziksel
ortamın, hem de zihnin zararlı seylerden arındırılması anlamına geliyordu.
Beuys hayatını giderek kendinin belirlediği bir oyuna cevirmistir. Sanata oynar.
Ona gore hayatı iyilestirecek, insanı kurtaracak olan sanattır. Beuys’un eseri bir bakıma kendisidir, olumuyle birlikte tamamlanmıs bir hayattır.

1972 de Batı Berlin’deki Karl Marx Meydanı’ndaki 1 Mayıs gösterileri
sırasında gerçeklestirdiği Süpürme adlı eyleminde Beuys, sonuna kadar mitingi izlemis, sonrada iki öğrencisiyle birlikte kalabalıktan arta kalan bildiri ve diğer artıkları süpürerek torbalara doldurmuslar, daha sonra bu artıkları galeri mekanına tasıyarak yığmıslar ve süpürgeyi de yanına koymuslardır. Beuys’a göre bu eylemin simgesel bir anlamı vardı. Özgürlük herkesin hakkıydı ama özgürlük pesinde kosarken herhangi bir partinin kölesi olmamaya dikkat etmek gerekirdi. Kısacası, bu eylem hem fiziksel
ortamın, hem de zihnin zararlı seylerden arındırılması anlamına geliyordu.

Beuys hayatını giderek kendinin belirlediği bir oyuna çevirmistir. Sanata oynar. Ona göre hayatı iyilestirecek, insanı kurtaracak olan sanattır. Beuys’un eseri bir bakıma kendisidir, ölümüyle birlikte tamamlanmıs bir hayattır.

 

Kaynak: Kaynak : Gökçen Meryem KILINÇ; Bedenin iktidar kavramına karşıt bir öge olarak vücut ve perfomans snatında kullanılması, Yüksek Lisans Tezi, Hatay 2007

Beuys, Chair and Fat, 1964

 

 

JOSEPH BEUYS - KAVRAMSAL SANAT
©dilek birdinç kutzli 2012

I like America and America likes me
(Amerika’yı seviyorum, Amerika da Beni), 1974

Joseph Beuys, Ausfegen, 1972