DİLEK BİRDİNÇ KUTZLİ

 

______________________________________________________________________________________________________________________________
KÜRATÖRLÜK NEDİR?

“küratörlük ve sanat eleştirmenliği de yapan M.S.Ü. Sosyoloji   Bölümü'nden Prof. Ali Akay'a sorduk.


* Küratörlük nedir?


Küratör Fransızca'dan alınan bir kelime olarak kullanılan "sergi komiseri" ile aynı anlama gelmektedir. Komiseri Fransızlar kullanırlar, Anglo Sakson dünyası curator kelimesini kullanıyor. Yalnız. 1970'leren beri bağımsız küratör diye bir terim kullanılmaya başlandı. Küratör; sergiyi yaparken serginin mekanını, konseptini ve de sanatçılarını seçtiği gibi, kavramın yazısını ve işlerin yerleştirmesini yapan kişi olarak herhangi bir kuruma bağlı kalmaksızın sergi yapan kişi oldu.


Küratörlerin sanat ortamındaki etkinliği ne düzeyde, ve bu ortama ne gibi bir katkı sağlar?


Sanat ortamına bir görüş getirdiği gibi, galericiler ve müzeler dışındaki büyük sergiler diye adlandırılan bienaller, yıllık sergiler, dokümenta gibi prestij kazanan büyük sergiler, küratörlerle işlemeye başladığından beri de sanatı belirler konuma gelmeye başladılar. Söz konusu katkıya gelirsek ilk başta bu tip küratörlerin hem sosyal alanı iyi tanıdıkları, sosyal eğilimlerle alakalı oldukları hem de sanatın kendi içinden geldikleri için sanat tarihiyle de beraber sergilerini kurduklarını görürüz. Burada kimi zaman sanat tarihiyle kimi zaman da onun genel geçer okumalarına karşı hareket ederler.


Küratörün yaptığı sadece teknik bir iş midir, projeleri tasarım aşaması nasıl bir süreci kapsar?


Küratörlerin yaptıkları hiçbir zaman teknik bir iş değil entelektüel bir iştir, yoksa ona küratör değil mühendis denilirdi. Bir küratörün hem sanat tarihini, hem de soyal tarihi ve şimdiki vaziyetini bilmek zorunda olduğu aşikar. Projelerin tasarlanması, sanatçıların seçimi, onlarla yapılan toplantılar ve bütçenin oluşumu gibi süreçler içinde gelişir. Bu üretim safhasının sonunda da katalog ve yazılar, toplantılar ve paneller vb. gibi bir süreç sonunda, sergi de kendi başına ayrı bir süreci içerir. Sergi bitmiş bir olay değil, süren bir şeydir ve sürprizlere her zaman açık olarak çalışmaktadır.


Bir sanatçı bir küratör ile çalıştığında sipariş üzerine mi iş yapmış olur?


Hayır, zaten bu böyle olsaydı çok yanlış olur ve sanatçıların sanatsal çizgisi yok olurdu. Bunu kabul eden sanatçı dünyada çok azdır herhelde; ancak küratörler vasıtasıyla kurumlar sanatçıların yaptıkları işleri finanse ederler. Bu sipariş değildir. Projelerin sponsorluğuna girer ve kurumlar da bu sanatçıların işlerinden dolayı prestij kazanırlar ve bunların üretimlerine katkıda bulunmaktan dolayı prestij sembolik sermayeleri büyür.

Küratörlük dünyada nasıl bir çizgi üzerinde?


Günümüzde küratörler gitgide ortak çalışmalar yapmaktalar. Mesela son Venedik Bienali. hem birden çok küratör, hem de küratörlerden bazıları, sanatçılardan oluşmuş bir şekilde işledi. Fransa'daki Lyon Bienali de aynı şekilde birden fazla küratör tarafından yapılmakta. Geçenlerde yapılan 1. Moskova Bienali de 7 kuratör tarafından yapılmıştır. Küratörler sadece Batılı ülkelerden çıkma değil; Güney Afrikalıdan Çinliden Koreliye kadar meşhur küratörlerin ayrı ayrı üslüplarıyla sanat dünyasında var olduklarını görebiliriz. Bu küratörler hem postkolonyal diye adlandırılan bir söylem içinde, hem de bugün ileri sürülen teoriler çerçevesinde hareket etmektedirler. Burada önemli gibi duran; sanat tarihi ve sosyal bilimlerin ve özellikle felsefe, sosyoloji ve antropoljinin sanatlar dahilinde çalıştığıdır. Hatta bir müddet sosyolojinin sanat tarihinin önüne çıktığını bile düşünmek yanlış olmayacaktır; ancak bugün sanatçılar sanat tarihinden bağımsız durmamaktalar. Bu da, yakın dönem 'çağdaş' adı verilen sanat tarihine bağlı çalışmalardır.

Sanatçıya zorla bir 'şey' ürettiremezsiniz


Küratör Levent Çalıkoğlu küratörlüğün sanat ortamı için kaçınılmaz olduğu görüşünde. Küratörlerin kimi zaman sanatçının önüne geçmeye çalışan, hatta üretimine karışan, iş bilmez bir ukala olarak görüldüğünü, kimi zaman da diktatörlükle arasında bağlantı kurulmaya kalkışıldığına değinen Çalıkoğlu, bu memnuniyetsizliğe rağmen küratörlüğün giderek güçlendiğini, kurumsallaşmaya başladığını ve varlığının sanat ortamı için vazgeçilmez olduğunu belirtiyor. Çalıkoğlu sipariş üzerine iş yaptırmadıklarını, zaten bunun imkansız olduğunu söylüyor:"Bir sanatçıya, hayalleri, takıntıları, konsepti ve ısrarla işaret etmek istedikleri dışında her hangi bir 'şey' ürettiremezsiniz. Sadece aynı takıntıya sahip fakat farklı kanallarda dolanan sanatçıları doğru yer, doğru zaman, doğru konsept içerisinde yan yana getirebilir, aynı başlık altında sunabilirsiniz" diyen Çalıkoğlu, küratör-sanatçı ilişkisinin oldukça samimi, paylaşımcı ve aynı dünyaları yaşamaktan memnun olmanın getirdiği bir birliktelik olduğunu savunuyor.


HALE KAPLAN ÖZ 


Kaynak :                   
http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=77874

“Yeni Can Sıkıntımız: Küratörlük


Sanat camiası 2002 yılında, küratör denilen kişi, mercî, yönetici, diktatör, DJ, vb. ile didişti durdu. En hararetli konuşmalar, gazetelerin kültür sanat servisleri, açılış sohbetleri bu tuhaf şahsın varlığını tartıştı, fikirler beyan edildi. Kimileri onu, sanatçının önüne geçmeye çalışan, hatta üretimine karışan iş bilmez bir ukala olarak tanımladı, kimisi de onun varlığı ile diktatörlük arasında bağlantı kurmaya kalkıştı. Görünüşe göre küratörler haricinde küratörün varlığından rahatsızlık duymayan yok. Bütün bu memnuniyetsizliğe rağmen küratörlük giderek güçlenen, kurumsallaşmaya başlayan bir olgu. Varlığı sanat ortamı için vazgeçilmez bir noktaya dahi ulaştı. Yapılan en iddialı sergilerin ardında muhakkak bir küratörün imzası veya parmağı var.
Bültenimizde röportajını okuyacağınız küratör Beral Madra'nın Borusan Sanat Merkezi'nde düzenlediği "Kendi Portrem" başlıklı sergi için Radikal gazetesi bir soruşturma hazırlamıştı. Sekiz sanatçı, bir sosyolog ve bir eleştirmen, Evrim Altuğ'un kendilerine yönelttiği şu iki soruyu yanıtlamaya çalıştılar: (Her ne kadar gazetede tek bir sorunun cevabı yayınlanmış olsa da her iki soru için vermiş olduğum cevapları sizinle paylaşmak istiyorum)


Soru: Küratör sanatçı ilişkisinde terazinin ucu kaçmış olabilir mi? Bugün küratörler sanatçılara gereğinden fazla mı müdahale ediyorlar?


Cevap: Öyle olduğunu zannetmiyorum. Bir sanatçıya, hayalleri, takıntıları, konsepti ve ısrarla işaret etmek istedikleri dışında her hangi bir "şey" ürettiremezsiniz. Sadece aynı takıntıya sahip fakat farklı kanallarda dolanan sanatçıları doğru yer, doğru zaman, doğru konsept içerisinde yan yana getirebilir, aynı başlık altında sunabilirsiniz. Küratör sanatçı ilişkisi oldukça samimi, paylaşımcı, aynı dünyaları yaşamaktan memnun olmanın getirdiği bir birlikteliktir. Bunun aksini düşünen zaten bu ilişkinin ucunu çoktan kaçırmış demektir.


Soru: Sanatçının kendi portresi onun maneviyatının son kalesi midir?


Cevap: Şüphesiz öyle. Fakat bunu korumak bir hayli zor. Bugün, çağdaş olarak adlandırdığımız video, fotoğraf kaynaklı dijital baskı gibi malzemeyle üretilmiş içeriklerin dahi türevleri ile karşılaşabiliyorsak, daha şimdiden bu işte bir sorun var demektir. Sanatçılarımız kendilerine çok kolay "idol" seçiyorlar. İdollerinin bağlı bulunduğu dünyaya yaranabilmek için kendileri olmanın yollarını aramıyor, acısını yaşamıyorlar. Çağdaş sanat görünüşte oldukça kolay: İki fotoğraf çek, büyüttür, sergile. Özellikle gençler meseleye sadece biçimsel açıdan yaklaşıyorlar. Maneviyat, kişisel bir sıkıntıdır. Onu bedeninizden ve ruhunuzdan atamazsınız.


Bugün için çoğu sanatçı küratörü, sanat yapıtını manipüle eden, yapıtın ve üreticisinin önüne geçen, etrafta İsa gibi dolaşıp körleri, sakatları iyileştiren hatta sadece mucize göstermekle kalmayıp sağlıklı olanları kötürüm dahi yapabilen bir Mesih gibi görüyor. Tam batağa saplanmışken bir küratör tarafından keşfedilmek, güzel sanatlar okuyan pek çok gencin hayali. Hasbelkader birkaç sergi düzenlemiş birisi olarak küratör ve sanatçı arasındaki ilişkinin kesinlikle mesleki bir diyalog olduğunu düşünüyorum. Bu ilişkinin sağlıklı veya kangrenli olması diyaloğun gerekliliğine ve inandırıcılığına bağlı. İnsani değer yargılarının da bu ilişkiyi çevrelediğini unutmayalım. Konu bu tarz bir yazının sınırlarını aşacak kadar karışık. Örnekler üzerinden meseleye yaklaşmakta yarar var. Benim İstanbul sanat ortamında gördüğüm manzara ve kulaktan kulağa fısıldanan sözler şunlar: Belirli erkleri bulunan ve uluslararası bağlantıları olan küratörler, sırf kendi egolarını tatmin için ortaya bir kavram atıyor ve sanatçılar da köleler gibi bu konsepte cevap üretmeye başlıyorlar. Sevmeseler de istemeseler de gelecekte olası sergilerde yer alamama korkusuyla küratörlerin dileğini yerine getirmek zorunda kalıyorlar. Bir tür papatya falı bakan ve iktidarın sarhoşluğuyla ağzından salyalar akan küratörlerde canlarının istediği gibi kimi sanatçının elinden tutuyor kimisini de yerin dibine sokuyor. Oyun giderek küratörler arası sidik yarışına dönüşüyor ve dolayısıyla gururu ile oynanan sanatçı yeni sergiye seçildiği sürece bu sahte oyunu oynamaya devam ediyor. Ayrıca küratörlerin kendilerine bir klan oluşturduğunu ve sürekli olarak bu klanın elemanlarını kullandığını düşünenler bile var. Bence burada unutulan nokta şu: Bir küratör veya eleştirmen zaten gerçek anlamda, tüm yapıtlarını, sıçramalarını bildiği kaç sanatçıyı takip edebilir ki! Doğrusu canlandırmaya çalıştığım bu tabloya her şekilde kuşkuyla bakıyorum. Kaldı ki hikaye bu kadar basit değil. Bir de madalyonun küratörü ilgilendiren yönü var. Kim ne derse desin günümüzde küratörlük fiili olarak bir meslek. Bence işin püf noktası şu soruda gizli: "Hangi yapıtlar hangi bağlamlarda ve ne zaman bir araya getirilir?" Bu açıdan mesele düşünüldüğü gibi sadece bir iktidar sorunu değil. Eğer manzara biraz önce bahsettiğim hikaye kadar sağlıksız ise kimse kimseyi bu can sıkıcı oyunun içerisine zorla sokmuyor. Küratörlü sergiler şüphesiz düzenleyicisinin adıyla anılır ama yapıtlar olmadığı taktirde ne küratörün ne de organizasyonun anlamından söz edilebilir. Unutulmamalı ki aslolan yapıttır.


Ayrıca bir sergi sadece küratörü yüzünden ziyaretçi çekmez. Serginin yayacağı aura, iletisi, etkileşimi, geride bırakmayı düşündükleri, çağdaş yaşamda açtığı gedikler, yapıtlar arası diyalog küratörün sorumluluğunda olabilir. Fakat yine hatırlatmakta yarar var. Temelde, sanat yapıtının varlığından dolayı bu konuşmaları yapıyoruz. Yazılar yazıyoruz. Meseleye sadece dış çevrelem olarak yaklaşırsak esas olanı atlamış oluruz.


Dünyada yerleşik hale gelen küratörlük sisteminin sağlıksız işlediğini de düşünmüyorum. Bu ikili ilişkiyi ve onun getirisi olan sorunları göze alan ve öngören herhangi bir sanatçı için mesele bence oldukça açık seçik tanımlanmış durumda. Bu nedenle eleştirdiğimiz küratörlerin uyguladıkları sergi modellerine bakmalıyız. Küratörün samimiyeti, açık yürekliliği, sunmak istedikleri, vizyonu ve sanata verdiği önem onu tanımak için yeterli kriterler. Ayrıca küratörü sadece sanatçıya yapıt ısmarlayan biri olarak görmemek gerek. Küratör dediğimiz kişi aynı zamanda daha önce üretilmiş olan yapıtları da bir araya getirebilir. Konseptini o yapıtların bugüne yansımaları üzerine kurabilir. Bu da oldukça şaşırtıcı sonuçlar ve okumalar doğurabilir. Hatta pek çok sanatçı, bu tür bir iz sürmenin ve ilişkiler zincirinin sonuçlarından memnun bile kalabilir.


LEVENT ÇALIKOĞLU “


Kaynak : http://www.birsanat.com/index.asp?CategoryID=1&SubCategoryID=703
ayrıca bknz:http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=140651&tarih=18/01/2005

©dilek birdinç kutzli 2012