DİLEK BİRDİNÇ KUTZLİ

 

______________________________________________________________________________________________________________________________

MARINA ABRAMOVICH - Eylem Alanı Olarak Beden

©dilek birdinç kutzli 2012

 

 

 

 

Yugoslav sanatcı Marina Abramovic’in 1970’ler boyunca yaptığı
performansları, fiziksel saldırganlık yoluyla, bedeni bilincli bir durumdan bilincsiz bir
duruma tasımaya dayanmaktadır.
Abramovic performanslarında pasif bir rol ustlenir ve bedenini mudahalelere
acık bir nesne olarak sunar. Bilincli bir durumdan arınmak amacıyla bedeni bir eylem alanı olarak kurarken, sozmerkezli dusunme sistemlerinden olabildiğince uzaklasır.
Konusmayı, ister kaset kayıtlarıyla ister doğrudan cok az kullanmıstır.
Performanslarında coğu zaman sesten ve sozden arındırılmıs ve bir nesne olarak
kurulan beden, acı verici deneyimlerle fiziksel ve ruhsal yuklerinden kurtarılmaya
calısılır.
İzleyici ile etkilesime girerek gerceklestirdiği gosterileri, rahatsızlık hissi
uyandıracak goruntulere sahne olur. Abramovic bedenine uyguladığı siddetin amacını ve performanslarının dayandığı temel fikirleri su sekilde ifade eder:

“Sarsıntı yaratmakla ilgilenmedim hic. Benim asıl ilgilendiğim sey, insan bedeninin ve aklının fiziksel ve zihinsel sınırlarını deneyimlemekti. Bu deneyimi halkla birlikte
yasamak istedim. Bunu tek basıma asla yapamazdım. Halkın bana bakmasına ihtiyacım var, cunku halk bir enerji diyalogu yaratır. Halktan fiziksel ve zihinsel sınırlarınızı karsılayan yoğun bir enerji alırsınız. Sonraları baska kulturleri tanıdığımda, Tibet’e gittiğimde, Aborijinlerle tanıstığımda, hatta Sufi ayinlerini gorduğumde, butun bu kulturlerde bedenin zihinsel bir atlama gerceklestirebilmesi icin fiziksel olarak asırı zorlandığını fark ettim. Olum ve acı korkusunu yenmek icin, bedenimizin bize yasattığı kısıtlamalardan kurtulabilmek icin fiziksel zorlama gerekliydi. Biz, batı kulturunde yasayan insanlar cok korkağız. Performans, benim icin o baska boyuta uzama ve atlama formuydu” (Pejic, 2002:156).

Abramovic’in de belirttiği gibi ilksel topluluklarda acı, kolektif topluluklarda
varolusun ayrılmaz bir parcasını olusturuyordu. Đnisiasyon* torenlerinde acı verici bir deneyimi basarıyla tamamlamak cocukluktan ergenliğe gecisin bir kosulu olarak
sayılıyordu. Bu deneyin sonucu olarak tasınan yara izi kabile uyeleri icin bir onur
kaynağı oluyordu. Herhangi bir kisinin sancısı olduğunda buyucu tum kabile uyelerinin katıldığı seremoniler duzenliyor, kader ortaklığı kisinin cektiği acıyı azaltıyordu.

Batı’da Hıristiyanlıkla birlikte acı toplumu kontrol etmenin, onun uzerinde
iktidar kurmanın bir aracı haline gelmisti. Acı cekmenin yuceltilmesi (acı cekerek,
İsa’nın cektiği acılara ortak olunacağı inancı) kitlelerin ağır yasam kosullarının yol
actığı acılara isyan etmeyip katlanmasını, itaatkarlığı beraberinde getirdiğinden
iktidarın isine yarıyor ve boylesi bir toplumun yonetilmesi cok daha kolay oluyordu
Aydınlanma ile birlikte acı, gunah, kotuluk, ceza gibi kavramlardan uzaklasarak
bilimin konusu haline geldi. Gercek acı fiziksel acı sayılıyor, tinsel acı acıdan
sayılmıyordu. Acı biyolojik alana ait bir sorun, fonksiyon bozukluğuna isaret eden bir alarm zili olarak ele alınıyordu. Ayrıca bu donemde acı sınıfsal hiyerarsi ve ırk
ayrımcılığına da isaret ediyordu. Akıl, zeka, incelik varlıklı sınıflarla özdeslestirilirken, bedenin makineyi andıran hayvansı ve kaba yapısı calısan sınıflara uygun goruluyor, siyahların, hayvanların ve akıl hastalarının acıyı hissetmediği dusunuluyordu.

Geleneksel toplumlarda acı, kolektif olarak paylasılır ve rahatca dile getirilirken,
modernlik acı cekmeyi bireysellestiriyor, tek basına yalnız bicimde katlanılan bir
olguya donusturuyordu. Modernlik bedeni, teknik, bilimsel olarak analiz edilebilir,mudahale edilebilir bir nesne olarak goruyor ve acıyı fizyolojik bir semptoma indirgiyordu. Duygusal acı ise kadın icin olağan kabul edilirken, erkek icin anormal goruluyor ve acıyı dısa vurmak zayıflık olarak goruluyor, beden ile duygu arasındaki bağ kesin olarak koparılıyordu Her seyin psikolojik, kulturel hale geldiği postmodern toplumda, acı artık sadece fizyolojik bir sorun olarak kabul edilmemekte, ruhsal ve cevresel faktorler de neden olarak kabul edilmeye baslanmaktadır. Modernlikten farklı olarak, acı, bireyin sakladığı, dısa vurmaktan cekindiği bir olgu olmaktan cıkmıstır. Diğer taraftan, modernlik gibi postmodernlik de acıyı, olumu, derin yaslılığı gozden uzak tutmaya calısmaktadır. Postmodern toplumda insanların acıya karsı direnclerinde, acıya katlanma guclerinde buyuk bir zayıflama gorulmektedir. Postmodernlik mutluluk isteğini mutlaklastırıp bir tuketim objesi haline getirdikce acı daha da korkulur hale gelmektedir.
İste Abramovic’in sanatının ozunu de cağdas toplumda acı ve olum korkusuna
karsı besledikleri buyuk korkudan arınma/yenme bicimleri olusturmaktadır. Sanatcı, acı ve olum korkusunu yenmek ve bedenin yasattığı kısıtlamalardan kurtulabilmek icin fiziksel zorlamanın gerekli olduğu gorusundedir. Kendi bedenine yaralar actığı ya da yaralar acılmasına izin verdiği performanslarında, sanatcı bu deneyimleri halkla birlikte yasar. Kendisine uygulanabilecek siddetin sınırlarını ararken, izleyici sanatcı hiyerarsisini kırar; bir yandan da kendi ozbenliğinin, ama aynı zamanda (ona yapılmasına izin verebilecekleri seylerin sınırlarıyla yuzlesen) izleyicilerin ozbenliklerinin yukunu “izleyicileriyle” beraber sırtlar Napoli’de gerceklestirdiği , hemen yanında durduğu bir masanın uzerine tabanca, kursun, parfum, gul, alkol, kukurt, bıcak, sarap, testere, kibrit, kus tuyunun de aralarında bulunduğu 72 cesit nesne yerlestirir ve
masanın uzerindeki notla arzu edenlerin ona istediği her seyi yapabileceği bildirir.
Giysileri jiletle parcalara ayrılan ve jilet darbelerinden bizzat kendisi de payını alan Abramovic’in performansı, yaklasık altı saatin sonunda, tabancanın alnına dayanmasıyla son bulur. Sanatcının gosterisinden once, izleyiciler icin galeriye yerlestirdiği “Ben bir nesneyim” yazılı not, oncelikle kendi disiliği ve cinselliği arasındaki iliskiyi sorgular. Aynı zamanda bir sanatsal nesneyi ya da eyleme dayanan bir isi seyretmek icin eğitilmis halkı, nesneliği gosteren kadınla yuzlestirir ve izleyenleri kendi davranıslarını izleyen seyirciler durumuna sokar. Kadının pasifliği, kadının disiliğiyle ozdeslestirilmis mitlerden biridir ve bunun her zaman olumsuz bir anlamı vardır. Abramovic bu“sacmalığı” kendi bedenini pasif hale getirerek ortaya koyar (Pejic, 2002:155).

Kaynak : Gökçen Meryem KILINÇ; Bedenin iktidar kavramına karşıt bir öge olarak vücut ve perfomans snatında kullanılması, Yüksek Lisans Tezi, Hatay 2007

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Marina Abramovich, Rhytm 0 (Ritim 0) (1974) , performans